Edison’un ampulü nihayet icat etmeden evvel bine yakın başarısız deney yaptığı söylenir. O günün teknolojik imkanları düşünülecek olursa, tüm bu deneylerde izlenen metodun, detayların ve sonucun, referans amaçlı, el yazısı ile defterlere kaydedildiğini varsayabiliriz. Bin deney, kaç defter dolusu not eder sizce? Ya tüm bu notların analizi, nerede yanlış yapıldığını saptamak için yapılan mukayeseler ne kadar vakit alır? Louis Pasteur’ün ilk aşıyı geliştirdiği ve aşının bir insan üzerinde ilk kez denendiği tarihler arasında altı yıl ve sayısız deney var. Marie Curie, tüm ömrünü radyumun faydalı olabilecek her türlü kullanımını keşfetmeye adadı, hatta bu amaçla Birinci Dünya Savaşı’na aktif katıldı.

Bugün bu bilim insanları, insan zekasının zirvesini temsil ediyor. Ne var ki, onların isimlerini anarken yalnızca başardıklarını değil, bunları başarabilmek için feda ettiklerini de anıyor, onlara bunun için de minnet duyuyoruz. Zira bu isimlerin, insanlığı bir adım  ileriye götürebilmek adına ödedikleri bedel, gözardı edecek cinsten değil. O aşı üzerine çalışmalar yaparken Pasteur’ün beş çocuğundan ikisi, bugün aşıyla kolayca önlenen hastalıklar yüzünden öldü. Madam Curie, radyumun insanlığa fayda sağlayacağı alanları saptamak için hayatını verdi ve Edison, ömrünün büyük kısmını, günümüz insanına oldukça sıradan görünen ve en basit yaşamsal standardın parçalarından biri olan elektrik ampulünün icadına ayırdı.

Tüm bu bilim insanlarının öykülerini arka arkaya okunduğunda, mucit olmanın neredeyse gerekliliği olan bu trajedi insanı yoruyor ve bir soru, zihninizi tekrar tekrar ziyaret ediyor. “Ya böyle olmasaydı?” Ya insanlığı ileri taşımak bunca zahmetli, bunca zamana ve hatta yaşama mâl olan bir iş olmasaydı, ne olurdu? İnsan medeniyeti nasıl bir noktada olurdu? Tüm bu dahilerin ömürlerine kaç keşif, kaç icat daha sığar, Dünya onların dehalarından ne derece daha faydalanabilirdi? En önemlisi, çözülemediği için bugün Dünya’yı geniş çaplı bir krize sürükleyen iklim değişikliği, küresel ısınma, küresel yoksulluk, gibi problemlerin kaçı problem olmaktan çıkardı?

Doğru kullanıldığında, yapay zeka ve sanal gerçeklik bu soruların bir kısmını cevaplıyor. Günümüzde, makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi konseptler bilim insanlarına zaman kazandırıyor. Bu teknolojiler kullanılarak pek çok metot ve senaryo kısa zamanda ve insan hayatını tehlikeye atılmaksızın denenebiliyor. Bunun yanı sıra, veri toplamak ve yorumlamak konusunda eğitilen yapay zeka, bilim insanlarına vakitlerini gelişmekte olan teknolojilerin alanlarına yapabileceği katkı üzerine düşünerek ve yeni  araştırmalar yaparak değerlendirme imkanı sunuyor. Yıllarca sürebilen veri toplama, sınıflandırma ve mukayese süreci, bugün veri girişi ve programlama gibi iki temel adıma indirgendi. Bugünlerde bilim insanları, yapay zekayı ‘sentetik’ veya ‘farazi’ verilerle eğiterek yeterince kullanılabilir verinin olmadığı durumlarda da araştırmalarını sürdürebiliyor. Zamanla toplanan otantik verilerle sistemin isabetliliği sınanıyor ve sistemin başarı düzeyi belirleniyor. Alınan sonuçlar, algoritmanın gerektiğinde otantik veriye uyumlu çalışabilmesi için güncellemesinde yol gösterici olarak kullanılıyor.

Fakat zaman, yapay zeka ve sanal gerçekliğin bize sunabileceği en mütevazı hediye. Doğru zaman ve noktada kullanıldığında bu teknolojiler hayat kurtarıyor ve milyonlarca insanın acılarını dindiriyor. Askeri alanda kullanıldığında sanal gerçeklik, yüksek rütbeli subayların daha iyi ve çeşitli saha stratejileri geliştirmelerine yardımcı oluyor. Sanal gerçekliğin iyi tasarlanmış formları beyni ikna edebildiğinden refleksif ve psikolojik faktörleri de işin içine katarak oldukça gerçekçi sonuçlar sunuyor. Bu da, bir askerin olası bir tehlike karşısında alacağı tavrın tahmin edilebilmesine kapı açıyor ve askeri eğitimi verimlilik ve güvenlik açısından bir başka boyuta taşıyor.

Sanal gerçekliğin askeri eğitimde kullanılması ayrıca ‘eğitim zayiatı’ ifadesini lügatlerden çıkarma şansı veriyor. Tatbikatların özellikle deneyimsiz asker ve subayları zorlayabilecek tehlikeli yanlarını ve zarar görme ihtimalini denklemden çıkarırken, söz konusu tehlikelerin verdiği hayat kurtaran endişeleri ve kriz anında düşünme yeteneğini canlı tutarak, hem ordunun insan gücünün kusursuz şekilde eğitilmesini sağlıyor, hem de memleketleri için fedakarlıkta bulunan genç askerlerin zarar görmesini önlüyor.

Yapay zeka ve makine öğrenmesinin olumlu yönde etkileyeceği bir diğer alan tıp. Örneğin, cerrahlar riskli ve kısa zamanda tamamlanması gereken operasyonlardan önce, sanal gerçeklik yoluyla eğitilebiliyor ve farklı kararların doğurabileceği sonuçları test etme imkanı buluyor.

Geçtiğimiz yıl, İngiltere Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nün Cambridge kolunda çalışan Dr. Greg Hannon ve ekibi, sanal gerçekliği kötü huylu bir tümörün içini görmek için kullandı. Dr. Hannon ve ekibi, sanal gerçekliğin doktorlara kansere dair pek çok şey öğreteceğini, yakından gözlem fırsatı vererek yeni tedavi yöntemlerinin keşfine önayak olacağını düşündüklerini belirtiyorlar. Sanal gerçekliğin bu kullanımı, ayrıca üniversite hastaneleri ve tıp fakültelerinde de gözle görülür yararlar sağlayabilir ve tıp eğitiminin kalitesini artırabilir.

Bilhassa sanal gerçekliğin tıbbi kullanımlarının bir kısmı, hastaya da hitap ediyor ve tek başına hafifletici tedavi işlevi görebiliyor. Psikolojik problemlerde ve kronik ve ölümcül hastalıkların yan etkilerinin azaltılmasında kullanılabiliyor. Yapılan çalışmalar, sanal gerçekliğin yatağa bağlı hastaların ömrünün uzamasında ve hayati bulgularının stabil kalmasında etkili olduğunu gösteriyor.

Daha önce de belirtildiği gibi, sanal gerçeklik uygulamaları yeterince iyi olduklarında beyni, çevrenin, hissin veya durumun gerçekliğine “ikna edebiliyor”. Bu da, yatağa bağımlı hastaların kaybettikleri fiziksel fonksiyonlara, kısa süreli de olsa kavuşmalarını sağlıyor. Ayrıca sanal gerçeklik, ölümcül hastalıklarla mücadele eden ve vakitlerinin çoğunu hastanede geçiren hastaların dış dünyayı deneyimlemelerine, ailelerine yakın hissetmelerine ve son arzularının yerine getirilmesine olanak sağlıyor.

Yapay zekanın medikal bağlamda kullanımı ise, şimdiye kadar tartıştıklarımızın çok ötesine geçiyor. Henüz hayal olan robot cerrahlar ve yalnız yaşlıların bakımını üstlenecek hasta bakıcı robotlardan söz etmiyoruz. Geçtiğimiz Ağustos ayında, Los Angeles’da bulunan Güney Kaliforniya Üniversitesi, Viterbi Mühendislik Fakültesi hocalarından Profesör Assad Oberai, kanser teşhisi üzerine yaptığı çalışmayla basının dikkatini çekti. Prof. Oberai,  ve takımı, farklı tümör tiplerine dair ürettikleri sentetik veri ile bir yapay zeka sistemini eğiterek tümörün kötü huylu olup olmadığını ve hastanın sağlığına ne düzeyde etki edeceğini saptama kabiliyeti kazandırdı. Daha sonra organik verilerle sınanan sistem, %80 doğruluk oranı ile bilim dünyasının takdirini topladı. Prof. Oberai, organik veri arttıkça, sistemin doğruluk payının da artacağını vurguladı.

Yapay zeka, iç savaşlar ve toplumsal krizlerden, bulaşıcı hastalıklara, pek çok tehlikenin tahmini ve önlenmesinde kullanılabilir. Birden fazla adım ve faktörü kullanan plaka tanıma algoritmaları, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ve yasadışı ticaret gibi ciddi suçların önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Geçmiş tehlikelerin ortaya çıkış biçimleri konusunda matematiksel anlamda eğitilen bu sistemler, bu sayı karmaşasından huzurlu ve düzenli toplumsal yaşantıyı damıtabilir ve onu sürdürülebilir hale getirebilir. Ama tüm bunların ötesinde ve en iyisi, pek çok kola ayrılan bir kaynak gibi pek çok disiplini besleyebilir. Bir diğer deyişle, bir disiplini ileriye taşıyan bir adım, diğer tüm disiplinlerde de senkronize bir ilerleme sağlayabilir ve bilim insanları, kanun yapıcılar ve üreticiler arasındaki işbirliğini artırarak toplumsal faydayı maksimize edebilir. Fakat yanlış amaçlarla geliştirildiğinde ve kullanıldığında aynı sistemler, sağladıkları yararın katlarcası zarara yol açabilir. Bir sonraki yazıda neden bazı aktörlerin sanal gerçeklik ve yapay zekanın ürkütücü yanlarına ilgi duyduğu üzerine konuşacağız.