İyi Günde, Kötü Günde

Kimi teknolojiler bir devamlılığın ürünüdür. Ortaya çıkışları öylesine olağan, öylesine doğaldır ki, doğumlarının gecikmesi halkta huzursuzluğa, hayal kırıklığına, kaprise yol açabilir. Hatta, “Yıl olmuş iki bin bilmem kaç…”la başlayan veryansınlar duyarsınız bu ürünlerin yakın zamanda dolduracakları boşlukta. Misal, “Nasıl kaybolan şeylerin yerini bulan bir şey icat edemezler?” popüler bir yakınma, bir slogan haline gelmişti ki, eşya takip cihazları, orijinal adlarıyla “asset tracker”lar türedi. Bunun gibi ürünler, ilk Endüstri Devrimi’nin fitilini ateşlediği daimi kalkınma nosyonunun öz evlatları, onları ortaya çıkaran güç, talep. Eşya takip çipleri, e-scooter’lar, akıllı saatler ve benzeri pek çok pazar ürünü “olsa nasıl olur?” sorularından doğuyor. “Kömürle değil de elektrikle çalışan bir ütü yapsak nasıl olur?” gibi… Öte yandan, bazı teknolojik atılımlar, somut durumlar ve olasılıklar çerçevesinde düşünülmelidir. Bunları “Ya…?” sorusuna cevap veren teknolojiler diye adlandırmak mümkün. “Ya … olursa?” Örneğin; “Ya küresel ısınma, suyun çekildiği kıyı şeritlerine inşa edilen binaları ya da altyapıyı tehlikeye atarsa?”, “Ya içilebilir su kaynakları azalır ve su üzerindeki rekabet artarsa? veya “Ya bilgisayarlar Dünyayı ele geçirirse?”Burayı dilediğiniz senaryoyla doldurabilirsiniz. Bu iki tür teknolojik ilerleme türü arasındaki fark, gerçekte bu kadar keskin değil. Zira zamanla, değişen ihtiyaçların güdümünde bunlar birbirine dönüşebilir. Fakat burada asıl değinmek istenen, ortaya çıkış hikayesi.

İngiliz matematikçi Alan Turing, ilk otomatize şifre kırıcılardan olan ünlü Turing Makinesi’ni İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman istihbaratının şifreli mesajlarını çözmek için tasarlamıştı. Daha sonra savaş tarihçileri tarafından yapılan tahminlere göre Turing’in icadı, savaşın yaklaşık iki yıl daha erken bitmesini sağlamış ve on dört milyon hayat kurtarmıştı. Amerikan ordusu, Afganistan’da Taliban’a karşı giriştiği savaşta, zırhlı araçların önüne baskıya duyarlı mayınları patlatarak askerlerin canını kurtarabilecek silindirler monte etmeye, genç bir irtibat subayının, Eric Lueken’in ölümünden sonra karar vermişti. Osmanlılar, 1701-1825 arasında art arda patlak veren çiçek salgınlarına karşı ceviz kabuğunun kullanıldığı geleneksel bir aşılama yöntemi icat etmiş, bu yöntem, çiçek aşısının 1796’da resmi olarak bulunmasına değin binlerce çocuğun hayatını kurtarmıştı. Bu metot, Lady Mary Montagu’nün Türk Büyükelçiliği Mektupları’nda detaylıca anlatılır.

Teknoloji madalyonunun bir yüzü, çocuk gibi giyinen, naif görünen ve tuhaf merakları olan dahi adamların oyun parkını gösterir. Bu adamlar boyuna biz biçarelerin kaşlarını hayretle kaldırmalarına sebep olacak birtakım fikirlerle oynayıp dururlar. Madalyonun bu yüzü heyecanlı ve neredeyse çocukça bir merakın parıltılarını yansıtan bir tablo çizer. Diğer yüz ise, kaygı, sorumluluk duygusu ve daima en kötüsünü düşünmeye vazifelendirilmiş insanların çatık kaşlarıyla bezelidir. Kimi firmalar, madalyonu her fırlattıklarında bu renkli ve cafcaflı tarafa denk gelirler fakat bazı firmalar için, durum farklıdır.

Biz ve bizim gibi bir avuç firma, bilerek “tura” atanlardır. Madalyonun çatık kaşlı tarafı böyle organizasyonlar için kötü şansı değil bir tercihi temsil eder ve böyle firmalar üretken bir enerjiyi, eylemsel dinamizmi bu çatık kaşlı resmin ortasına yerleştirmek için büyük çaba sarf ederler. Arzu edileni, hayal edileni yapmaya çalışmak zevkli bir iş. Sonuca doğru atılan her adım, özlenen ama gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan mutlu bir gelecekten çalınan anlar gibi. Tüm Dünya’nın insanın avucuna sığacağı mutlu bir gelecek… Öte yandan en kötüyü düşünmek, kaygıyı tetikleyen bir iş ve en kötüyü düşünmekle vazifeli bizler, devam etme kararlığımızı, azim ve umudumuzu teselliden yapılma bir kavanozun içinde tutuyoruz.360 derece tarama yapan bir parmak izi modülü geliştirir ve olay yerinden alınan izlerin tespitini kolaylaştırmaya uğraşırken, açıkça ifade etmek gerekirse, ölümlü kazalar, doğal afetler ve cinayet gibi suçları en kısa sürede nasıl aydınlatırız diye sormak durumunda kaldığımızda, tesellilere dönüyoruz yüzümüzü. Suçlunun kaçma fırsatı bulamadan tespit edilip yakalanacağını ve adaletin yerini bulacağını, terör saldırıları veya birden fazla can kaybının yaşandığı olaylarda yaşamını yitirenlerin bir an önce tespit edilip huzur içinde uyumaları için sevdiklerine teslim edileceği ve kesin bir cevap duymak ve bilmemenin verdiği acıdan kurtulmak isteyen ailelerin acılarının bir nebze diineceğine odaklanarak devam ediyoruz. Aynı şekilde, tüm sağlık kayıtlarını kısıtlı sayıda medikal personelin erişebileceği ortak bir veri havuzunda toplamayı ve sağlık sistemindeki bilgi kaybını önleyerek erken teşhis ve doğru tedaviyi teşvik etmeyi hayal ederken, yanlış teşhis veya tedaviden ziyade kurtulacak hayatlara çeviriyoruz yüzümüzü. Ya da bahsedilen felaketlerden sağ kurtulan ve tedavi altına alınanların ailelerine en kısa sürede kavuşturulması için biyometrik teknoloji ve sağlık sektörünün nasıl bir işbirliğinde bulunabilecekleri sorusuna odaklanıyoruz.

TBu motivasyon unsurları, sektörün içinden ve dışından pek çok kimseye, hatta belki okura kasvetli ve umutsuzca gelebilir, fakat felaketi önlemek mümkün olmadığında veya önceden alınan önlemler felaket anında yetersiz kaldığında bir ulusun en matemli günlerinde ya da bir toplumun en karanlık anlarında, devam etme, iyileşme, tekrar umut etme ve bir dahaki sefere tehlikeyi alt etme veya daha iyi başa çıkma azmi ufak tesellilerden gelir; derin yaraların üzerini örten ve insana ağını ören örümceğin azim ve sabrını hatırlatan o incecik sargıdan…

Paylaş:

İlgili Gönderiler

Bir Cevap Yazın