Scott Berkun İnovasyon Mitleri adlı eserinin başlarında soruyor bu soruyu we, “Çünkü tarih zayıf ve uyumsuz olanları ayıklar.” diye cevaplıyor kendi sorusunu. Berkun’a göre bu doğal seçilimin bir türü ve tıpkı doğal seçilimde olduğu gibi, zamana direnebilmenim ön koşulu, şartlara direnebilmek.

Çorum, Boğazkale civarında konuşlanmış Hitit başkenti Hattuşa’yı ziyaret edenler, büyülenme ve hayal kırıklığı karışımı bir hisse kapılırlar. Bir tepenin içine oyulmuş ve herhangi bir yapıştırıcı malzeme kullanılmadan, yalnızca taşların mükemmel bir geometriyle sıkıştırılmasıyla inşa edilmiş üç bin yıllık Yerkapı, taşı işlemenin zorluğuna rağmen tüm detayları ve haşmetleriyle gezginleri selamlayan rahip ve kral kabartmaları hayret celbeder. Öte yandan, Anadolu’nun kadim ve kültürce zengin uygarlıklarından biri olan Hititlerin sarayları, üst üste dizili iki sıra taştan ibarettir. Neredeyse kumsalda çocukların deniz kabuklarıyla yaptıkları evciklere benzeyen, içlerini ot bürümüş bu bölmeler, Hitit uygarlığının görkemini kanıtlamaktan yoksundur. Bölgenin rehberleri, sarayın büyük kısmının yok oluşunu, Hititlerin yalnızca temelde taş kullanmaları ve yapılarını taş zemin üzerine pişmiş tuğla ile inşa etmeleriyle açıklıyor. Yani, insan yapımı her şey ve insanın bizzat kendisi kanıtlıyor ki, zamana direnmek bir dizayn meselesi.

Bir önceki yazıda, inovatif hamlelerin başarısını etkileyen sosyo-kültürel uyum, finansal kaynaklar, politik önyargılar, şans ve hatta moda gibi dış etkenlerden söz ettik. Bu yazının konusu ise başarılı inovasyonun içsel dinamikleri, bir diğer deyişle inovatörün iradesinde olan kısım.

Ağrısız ameliyat fikri meslektaşı tarafından çalınan bahtsız dişçi Horace Wells’i bir önceki yazıdan hatırlarsınız. Dr. Wells, kahkaha gazı olarak bilinen ve çoğunlukla eğlence amaçlı kullanılan nitro-oksidin zihni uyuşturup kişiyi hissizleştirdiğini fark etmiş ve bu gazın insanları acıya duyarsızlaştırmada kullanılabileceğini düşünmüştü. Ancak, Dr. Wells’in de halka açık bir deney sırasında hazin bir biçimde öğreneceği üzere, az miktarda alınan nitro-oksit acıyı dindirmiyor, haddinden fazla alındığında ise boğularak ölme riski doğuruyordu. Ağrısız ameliyat fikrinden etkilenen William Morton, daha risksiz ve etraflıca düşünülmüş bir alternatif keşfetti; bugün de kullanılan eter ve kloroform karışımı. Anlaşılan o ki, Morton farklı anesteziklerin yanı sıra, farklı miktarlarla da deneyler yapmış ve doğru ölçüyü yakalamıştı. Bu da onun keşfini daha güvenilir kılıyordu. Dr. Wells’in iki rakipten daha yaratıcı ve cesur olanı olduğu su götürmez bir gerçek, fakat Morton da daha başarılı bir inovatördü. Kendi alanına dair etrafta olup biteni gözlemlemiş ve Wells’in açıklarını kapatarak ortaya embriyonik bir fikir değil, bir ürün koymuştu.

Fakat etrafta olup biteni, bir diğer deyişle “şimdi”yi iyi analiz etmek başarılı inovasyon için yeterli değil. Bu serinin bir önceki yazısında da değinildiği gibi, değişimi tetikleme potansiyeli taşıyan her adım, ilkin kendini bilinen şeylerin alışılmış ve konforlu dünyasına savrulmuş bir tehdit olarak ortaya koyar. Her vizyoner ve büyük fikrin başlangıçta temkinli karşılanmasının sebebi budur. İçine doğduğu dünya kendisine karşı silahlarını kuşandığından, başlangıçta her inovasyon zayıftır; ilkel insanın doğa karşısında olduğu kadar zayıf. Fakat insanlık tarihinin bize öğrettiği en değerli ders, çokça sınananın hayatta kalma ve güçlenme fırsatının çok olduğudur. Yırtıcılara ve acımasız iklim koşullarına karşı giriştikleri kavgaları kaybede kaybede, insanlar doğaya kendi sahasında galip gelmeyi öğrendiler. İlkin taşlar ve ağaç dallarıyla, sonra ateş ve peşinden gelen binlerce keşif ve icatla Tüm bu adaptasyon hikayesine inovasyon merceğiyle bakan Waldo Hitcher, insanlığı galip ve hayatta kılan keşiflerden dest çıkarmaya “ürün arkeolojisi” adını veriyor. Ürün arkeologluğu yapmak ise, bugünün inovatif eylemlerine ilham olan ve onları öncelleyen ürün ve çözümlerden doğru olanı almak ve onların düştüğü handikaplardan kaçınmak anlamına geliyor. Fakat buradaki anahtar nokta, tarihten öğrenilen tüm bu şeyleri, daha güvenlikçi bir zihniyetle tekrarlamak veya diriltmek değil. Geçmişin hayalleri ve bugünün gerçekliğini kıyaslayarak geleceğin çözümlerini üretmek ve onları hayatta tutacak formülleri bulmak esas mesele.

Bugün gündelik hayatımızın dikkat çekmeyen parçalarını oluşturan tüm ürünler, dünün inovatif atılımları idi ve bu ürünlerin pek çoğu, varlıklarını ve kar edilebilirliklerini korumak adına inovatif ‘görünmeye’ devam etmek zorunda. (Üç açılı bir diş fırçası ile on iki açılı, damağınıza masaj yapan plastik parçalı diş fırçaları arasında hiçbir fark yok ama, her gün raflarda yeni plastik parçaları ve yeni iddiaları olan diş fırçaları görmek mümkün.

Bu imitatif, mikro-inovasyonlar, halkın ilerlemeye ve artan hayat kalitesine olan açlığını dindirmeye yarayan abur cubur vazifesi görüyor. Fakat hayat kalitesini artırmaya  dair atılımların diş fırçaları ve plastik saklama kaplarından bile beklendiği bir zamanda, gerçek inovasyonun geleceğe hazır ve daima dönüşüm halinde olduğunu kanıtlaması şart. Hitcher, bu yarının çözümlerini bugünden tasarlama hamlesine “ürün balistiği” diyor.

Bu oldukça süslü bir ifade, ama özünde bugünden geleceğin inovasyonlarını hedeflemek, bunları gerçekleştirmeye talip olmak anlamı taşıyor. Dünden öğrenilen dersleri yarının ihtiyaçlarını karşılamak adına kullanmak, bir çeşit öngörü… Sizi başka dünyalara taşırken damağınıza da masaj yapan bir sanal gerçeklik gözlüğü mesela… Yok, o kadar da değil.

Ben yine de bu kreatif öngörüyü Berkun’un “süreğen inovasyon” tabirinin daha iyi tanımladığı kanaatindeyim. Çünkü biz, savaş dönemi temalı kostüm partilerini ve “Tarih tekerrürden ibarettir.” genelgeçer inanışını yanlışlayan, daha evvelki hiçbir şeye benzemeyen bir dünyada yaşıyoruz. Ve öğreniyoruz ki “şimdi”, tarihin herhangi bir noktasının, çeki düzen verilmiş, biraz daha dengeye oturtulmuş bir formu değildir. Dolayısıyla gerçek inovasyon, geçmiş icatlara plastik parçalar ekleyerek, yapılmış olanı yeni metotlarla tekrarlayarak kalıcı olamaz. Gerçek inovasyon, tarihe hakim olarak denenmiş olanı denemekten kaçınan, bu sayede kazandığı zamanı ise ufku izleyerek ve geleceği öngörerek kullananların elinden çıkacak. Dahası, bu aktörler fikirlerini tarihsel bağlama çağdaşlarından daha iyi oturtmak ve geleceğe dair daha isabetli öngörülerde bulunmak zorunda. Aksi takdirde inovatif bir ürün veya çözüm kolayca bir çeşitlemeye, taklide, kapitalizmin ufak hoşluklarından birine dönüşebilir.

Tarihi, özelde inovasyon tarihini anlamak inovatöre deneyim kazandırdığından ve yaratıcı öngörü üretilecek çözümlere değer kattığından, başarılı olmak isteyen her inovatör deneyim ve orijinalliği harmanlamasını bilmeli, tıpkı Kral Gılgamış’ın binlerce yıl evvel yaptığı gibi. O, ölümsüz olmayı arzuladı ve ölümsüzlüğün sırrına ermek için Büyük Tufan’dan kurtulan adamı buldu. Bereket versin ki, ondan aldığı ölümsüzlük formülünü kaybetti de kendi formülünü buldu; eserleriyle ölümsüzleşmek, ve muradına erdi.