Hikayeyi bilirsiniz. Gününün şartlarına göre Dünya’nın en güçlü ordusunu kurmak isteyen Timur orduda kullanılmak üzere filler alır ve her bir fili bir köyün sorumluluğuna verir. Fakat filler o kadar çok yiyecek tüketirler ki, kısa zamanda fillerin doyması pahasına insanlar açlık çekmeye, kıtlık baş göstermeye başlar. Bunun üzerine köylüler aralarındaki en mizahşör, en söz ustası adama, Hoca’ya giderler ve veryansın ederler.

Hikayenin devamı başka bir bahis. Bu yazının esas konusu filler, köylüler ve çözümler. Daha açık ifade etmek gerekirse, toplumun tamamını tehdit edebilecek büyüklükte sorunlar, toplumun  kendisi ve çözüm üretmekle vazifeli merciler.

Amerikan ekonomist Hyman Minsky “İstikrar, istikrarsızlık doğurur.” der. Akla Orwell’ın 1984’ünü getiren ve kulağa çelişkili gelen bu ifade, esasen toplumsal hafızayı merkeze alan incelikli bir mantık üzerine kurulu.

17 Ağustos Depremi’ni takiben, dönemin Kandilli Rasathanesi müdürü jeofizikçi Ahmet Mete Işıkara’nın bir medya fenomenine dönüştürülmesi ve “Deprem Dede” lakabıyla sembolleştirilmesi felaketlerin ve toplumsal krizlerin kültüre nasıl nüfuz ettiğini örnekler nitelikte. Yıkıma dair bellek, yıkıntılar üzerine inşa edilir. Bu hem bir iyileşme pratiği, hem de korunma stratejisidir. Ne var ki, doğal ve sosyal risklerin uzun nekahet dönemleri “hatırlama”yı “duyum”a, korkuyu ise rehavete dönüştürür. Bu pek çok toplumda tedbirlerin ve riski önlemek üzere ayrılan kaynakların azaltılmasına sebep olur. Fakat halkların benzer tehlikelerle tekrar tekrar mücadele etmek zorunda kalışının tek sebebi endişe ve tanıklığın zamana karşı bağışık olmamaları değil. Zira toplumu tehdit eden unsurlar da zamanın hükmünde.Yani alınan tedbirleri etkisiz kılan yalnız zaman değil, riskin metamorfozu. Bir diğer deyişle; ordular hayvanların gücünden yararlanmayı bırakırlar, rejim değişiklikleri, savaşlar hükümdarlara galip gelir, otomobiller icad olunur, zarifoğlu ölür fakat açlık, küresel ısınma ve iklimsel dengesizliğin güdümünde insanlığı tehdit etmeyi sürdürür. Riskin yeni bileşenleri, eski usül reaksiyonların etki edemeyeceği düzeyde ve biçimde olabilir. Bu durumda, yeni çözümler üretilmesi veya farklı sorunları gidermek üzere tasarlanmış çözümlerin yeni problemler bağlamında adapte veya entegre edilmesi gerekir.

Bu noktada durup, unutma eylemi ve teknolojinin yarattığı ikileme göz atmak gerekiyor. Felaketin yol açtığı yaralar iyileşir, görünür izleri kaybolurken yıkımla uğraşmaya ayrılan zaman ve kaynak azalır. Bununla birlikte bu çağın insanları, geçmiş uygarlıkların aksine, uğradıkları talihsizlikleri yanlış  eylemlerinin cezası olarak görmeye, razı olup salt beklemeye meyyal değildir. Çünkü çağın üretme potansiyelinin farkındadırlar. Bu da kısaca halkın, kalkanlarını indirirken kalkanlara dair talepkar olmayı sürdüreceği anlamına geliyor. Bereket versin, Hoca’nın yol arkadaşlarınınkinden çok daha isabetli ve verimli bir tutarsızlık bu. Zira hem sorumluluğu finansal, organizasyonel ve birikimsel açıdan genel kitleye kıyasla avantajlı olan devlet kurumlarına ve vakıflara devrederek tüm vaktini ve kaynaklarını tekrar etmesi muhtemel bir riske aktaracak “gözcü” birimlerin oluşumunu teşvik ediyor, hem de  kültürel ve profesyonel elitin fildişi kuleden “gözcü kulesine” geçişini sağlayarak entelektüel sermayenin kamu yararına kullanımına olanak tanıyor ve çözüm arama ve üretmeyi gereklilikten geleneğe dönüştürüyor. Deprem ve tsunami gibi doğal afetlerle oldukça sık karşı karşıya kalan Japonya’da kurulan erken deprem uyarısı ve yaylı zemin sistemleri problem çözmenin sürekli bir eyleme dönüştürülmesinin faydalarına kanıt niteliğinde. Bunlara ilaveten, Tayland’da takım koçlarıyla birlikte mahsur kalan on iki çocuğun drone’lar, su altı kameraları, ileri mühendislik teknikleri, kriz yönetimi usulleri ve Dünya’nın dört bir yanından gelen gönüllülerin çabasıyla kurtarılması entegre çözümlere, durum değil konsept ekseninde, pek çok senaryo dikkate alınarak üretilmiş sistemlere ve insan ve teknolojinin ortak kuvvetine dair bir panorama sunuyor. İnovasyonun esas büyüsü de burada; doğru kullanıldığında sektör, kamu kurumları ve halkın gücünü bir mercekte toplayarak sorunlara yansıtabiliyor.