Bilmiyor Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı

9 Aralık 2019’da Yeni Zelanda’da bulunan ve turistlerin sıkça ziyaret ettiği Whakaari/White Island’da bulunan aktif bir volkanın patlaması sonucu sekiz kişi hayatını kaybetti, yirmi kişi ise ağır yaralandı. Yedi turistten ise hala haber alınamıyor. BBC News’de olaya ilişkin yayınlanan bir habere göre, patlamada hayatını kaybeden bir anne ve kızının akrabası John Mickel aile adına yaptığı açıklamada; “Sevdikleriniz isminin o listede yer almayacağı umuduyla bekliyorsunuz. Bu sabah, bizim umutlarımız yıkıldı.” ifadelerini kullandı.

Her ne kadar meşhur atasözü tarihi bir yanılgıyla “Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.” buyursa da, böyle zamanlarda Dünya, koca bir yas evinde dönüşüyor, çok uzakta canı yanan kız kardeşlerinizin ve erkek kardeşlerinizin acıs kendi kalp atışlarınızda yankı buluyor. Bilindik bir acıyı, bir hüznü, insan olmanın erdemi adına, gömdüğünüz unutma çukurundan çıkarıp tekrar deneyimliyorsunuz. Çünkü ne yazık ki, Dünya’nın hiçbir noktası böyle acılara yabancı değil. 2015’te Ankara Garı patlaması bizden yüz beş can aldı. Bir yıl sonra, Genelkurmay saldırısı yirmi sekiz askerimizi şehit etti. Aynı yol, Atatürk Havalimanı saldırısında kırk iki sivil yaşamını yitirdi. 2010’da Haiti’de meydana gelen büyük bir deprem iki yüz otuz bin cana mal oldu. Amerika’da Orlando saldırısında kırk dokuz, 2012’de gerçekleşen Sandy Hook katliamında yirmisi çocuk yirmi altı kişi hayatını kaybetti. Geçtiğimiz Mart’ta, yine yeni Zelanda’da meydana gelen camii saldırısında elli bir kişi can verdi.

Tüm bunları art arda hatırlamak, yükselip Dünyayı kuşbakışı görecek olsak, gezegeni sürekli bir köşesinden ağıtlar yükselen koca bir matemhaneye benzeteceğimize ikna ediyor bizi. Fakat aynı zamanda, Dünya üzerinde yaşayan kimsenin böyle bir acının yabancısı olmadığını da söylüyor. Hiçbirimiz, bilmemenin arafında acı çekmeye yabancı değiliz.

Hiçbirimiz, umut ile kahır arasında anlık gidip gelmeye, kesin olanı duymayı, bilmeyi her şeyden çok istemeye ve bekleme uzadıkça en büyük, en ulaşılmaz dileğin sevdiğinizin nerede uyuduğunu bilmek oluşuna yabancı değiliz.

Böyle zamanlarda, deneyim ve empatinin bizi, küresel hane halkını, bu m,lyar yıllık evin fertlerini birbirimize yaklaştırdığını hatırlıyoruz.

Bir de, “Kim?”in ne kadar önemli bir soru sözcüğü olduğunu… Bilmenin, sayısız kurbanın sevdiklerinin, ömrü boyunca kaybetmenin ağırlığıyla yaşayacak o insanların omuzlarından bir dirhemlik, belki bir zerrelik yük kaldırabildiğini. Böyle zamanlarda bir de, her devletten, her kurumdan ziyade halka, halklara karşı sorumlu olduğumuzu hatırlıyoruz. Ve bu sorumluluk hissi azmimizin özü, hammaddesi oluyor.

Tüm dilek ve dualarımız hayatını kaybetmiş olanlar, hala kayıp olanlar ve onları seven herkes için… Hayatta kalanlar için iki iyileşme süreci olduğunu biliyoruz; yaralardan iyileşme ve kaybetmenin örselediği, hatırlamanın hırpaladığı kalbi ve zihni iyileştirme. Acılarını dindirmek elimizden gelmiyor ama onlara ve tüm insanlara, Dünya’nın iyi anıların da biriktirilebileceği ve huzurun da var olduğu bir yer olduğunu göstermek için elimizden geleni yapacağımıza söz veriyoruz.

Paylaş:

İlgili Gönderiler

Bir Cevap Yazın